AH ŞU TESTLER YOK MU YALNIZLIK SEBEBİ?


Arkadaşımın doğum günü kutlaması bitmek üzereydi. Taksi çağırmak için telefonumu elime almıştım ki, fark etmiş olacak; yanındaki çok yakın bir  erkek arkadaşını göstererek ‘’aaa siz çok yakın oturuyorsunuz.. birlikte dönün bari’’ cümlesini kurdu.

En sevmediğim şey yeni tanıştığın biriyle yapılan araba yolculuğu, hele ki arabayı ben kullanmıyorsam. Yani elini kolunu nereye koyacağını bilemezsin, istediğin müziği açamazsın, bir sürü soru geçer aklından muhabbet açmak için, hangisinin ilk soru olmasına karar veremezsin. Sıkıntılı bir durum işte.

Sıkıntıyı atmak için soru sormaya başladım, ama sürekli ekonomik yanıtlar aldım. Mevzu açılsa da bir şeyler anlatsam diye heder oldum resmen.

Sonra geçen gün radyoda duyduğum bir hikaye geldi aklıma... Aklıma düşmesi ile dilimden dökülmesi bir oldu.

‘’Uzun yıllar önce insanlar henüz dünyaya ayak basmamışken, iyi huylar ve kötü huylar ne yapacaklarını bilemez halde dolaşıyorlarmış.’’ diye başladım anlatmaya... Amacım araba yolculuğu biraz keyifli hale getirmekti.
‘’Her zamankinden daha fazla canları sıkkın oturuyorlarmış, birden ortaya bir fikir atılmış; neden saklambaç oynamıyoruz?’’ diye devam ettim. Artık başlamıştım anlatmaya geri dönüşü yoktu.

‘’Hepsi bu fikri beğenmiş. Çılgınlık bağırmış ‘’Ben ebe olmak ve saymak istiyorum.’’

‘’Başka hiç kimse çılgınlığı arayacak kadar çıldırmadığı için hemen kabul etmişler. Çılgınlık saydıkça, iyi huylar ve kötü huylar saklanacak yer aramışlar. ‘’ dedim. 
‘’Şefkat; Ay’ın boynuzuna asılmış,
İhanet; çöp yığının içine girmiş,
Sevgi; bulutların arasına atlamış,
Haset; zaten oyuna katılmamış,
Yalan; bir taşın arkasına saklanacağını söylemiş ancak her zaman ki gibi yalan söylemiş, çünkü gölün dibine saklanmış,
Tutku; Dünya’nın merkezine gitmiş,’’ diye sürdürdüm.
Aşk’ın dışında bütün iyi huylar ve kötü huylar zaten saklanmış.’’ dedim ve ekledim. ‘’Aşk kararsız olduğu gibi, nereye saklanacağını da bilmiyormuş.
‘’Son anda Aşk, hızla sıçrayıp güllerin arasına girmiş ve saklanmış. Çılgınlık arkasına döndüğünde, ilk önce Tembelliği görmüş, o halen ayaktaymış. Çünkü saklanacak enerjisi yokmuş.
Sonra Şefkat’i ayın boynuzunda görmüş ve İhanet’i çöplerin arasında.
Sevgi’yi bulutların arasında, Yalan’ı gölün dibinde ve Tutku’yu Dünya’nın merkezinde.
Hepsini birer birer bulmuş,
Ancak o kadar aramasına rağmen Aşk’ı bulamamış.
Çılgınlık umutsuzluğa kapılmış. Derken Haset, Aşk bulunamadığı için adına yakışır bir şekilde, Çılgınlığın kulağına fısıldamış; Aşk’ın yerini söylemiş.

Çılgınlık, elindeki sopayla Aşk’ı bulmak isterken o hırsla Aşk’ın gözünü kör etmiş. Çaresizlik içindeki Çılgınlık ‘’ Seni kör ettim. Nasıl iyileştirebilirim?’’ diye bağırmış.
Aşk ‘’Artık iş işten geçti, gözlerimi geri veremezsin. Ancak benim için bir şey yapmak istersen benim rehberim olabilirsin.’’ diye cevap vermiş.

İşte o gün bu gündür, Aşk’ın gözü körmüş! Çılgınlık da her zaman onun rehberi olmuş...  ‘’ dedim gülümseyerek.

Gülümsüyordum çünkü o kadar tane tane anlatmıştım ki, ben bile şaşırmıştım. Çünkü bir şey anlatırken sabırsızlanan, bu sabırsızlıktan hemen hikayenin sonunu söyleyebilen, sonra karşımdakinin yüzündeki ifadesizlikle hatasını anlayan, tekrar başa dönüp hikayenin detayına giren, o zaman da çok zaman kaybı oldu hissine kapılıp, es vermeden Japonlar gibi konuşan, kısaca dinleyenin ömründen çalan hikayeyi de bu yolla mundar edebilen biriyim ben. Bu sefer yapmamıştım. Bu farkındalıkla, TRT spikeri gibi vurgulu, klasik müzik gibi huzurlu anlatmıştım.


Bu hikayeden bir sohbet çıkar düşüncesiyle başlamıştım ama sonradan amacımdan sapmıştım. Hikaye esnasında aklıma  bir cinlik gelmişti, test yapacaktım ona. Gözlerimden bir ışık süzmesi geçti, en sevdiğim an gelmişti. Sonra da soruyu sordum ve pası attım. Top benden çıktı. Dedim ki ‘’bu hikayeden sence nasıl bir anlam çıkarmalı?’’

Hafif bir tebessüm geldi sorumun arkasından, dedim kesin tuzak sorular sorduğumu anladı. ‘’Hayırdır teste mi tabi tutuluyoruz, nerden çıktı bu soru şimdi’’ der düşüncesi ile ben o anda cevap arayışına giriştim. Yok işte bugün bir kitap da okudum çok beğendim, seninle paylaşmak istedim deyip konuyu kapatmayı düşünüyordum ki...

Sessizlik bozuldu. Şu sözler döküldü ağzından; ‘’Demek ki Haset’le ilişkimizi kesicezzzz, çok çılgınlık yaparsak da birinin gözünü çıkarabiliriz ‘’ dedi.
Sonra güler diye bekledim gülmedi, gülmesi gerekiyordu ama gülmedi. Gülse baya ince espri anlayışı var helal olsun diyecektim gerçekten. Ama gülmedi haliyle de güldürmedi.

Sözcükleri aramızdaki uzay boşluğuna birden bıraktı ve tüm hikayenin ana fikrini özetlemiş olduğunu sanarak, garip bir gururla yaslandı arkasına. Tabi ben şoktayım. Ne umdum ne buldum, bir cevapla heder oldum.

Vermesi gereken tek bir cevap da belirlememiştim bu sefer kafamda, çoktan seçmeli sormuştum. Arkadaşlarım klasik zor oluyor yaw, okuldan hatırla, test yap bir dahaki sefere demişlerdi. O geribildirimi de almış, alternatifler çıkartmıştım.

a)    Aşk’a çılgınlık lazım; Aşk işin içinde olunca insan biraz kör olmalı deseydi. Aşkın anlamını kavramış, etkili ve anlamlı bir cevap…olayın farkında derdim.

b)    Ben de niye çılgınım bu aralar diyorum.. deseydi...yani aşk var hayatımda demenin esprili halini söylemiş olacaktı ki haliyle bonusu buna koymuştum. Olası durumu ince esprilerle betimlemek, karşı tarafa topu atmak. Rengini göstermek ama gözüne gözüne sokmamak.. en sevdiğim cevap olurdu..Yürür giderdik J

c)    Sadece çılgınlık değil bence rehberi.. güzel hikaye ama eksik var... Tutku da Aşk’ın rehberi olmalı.. deseydi. Bunu diyen biri çıkmaz diye düşündüm ne yalan söyleyeyim. Müfredat dışı bir cevap bu.. haksızlık olurdu bunu beklemem yalan yok. Ha ne yapardım biri bir ihtimal böyle bir cevap verse, hooop 3 bilemedin 5 seviye atlatırdım.  


Kısaca bir çok cevaba karşı yanıt hazırlamakla uğraşan beynim, ‘’çok çılgınlık yaparsak da birinin gözünü çıkarabiliriz ‘’ cevabını duyunca haliyle şoka girdi.  

Eh be arkadaşım ben yüz mimiklerinden sohbetin üçüncü cümlesinde ne söyleyeceğimi düşünüyorum, satranç oynar gibi strateji geliştiriyorum. Tamam ben bir kadınım senden bu kadar detay beklemiyorum ama bu cevap nedir yaa.

Hani bazen birine bir soru sorarsın.  Orta sahadan çıkar top ve forvetin ayağının önüne düşer. Al işte aynısı, futbolun kelimelerle oynanması bir nevi. Bu testlerden çıkacak sohbetlerde bir tür karşılıklı paslaşmaya zemin değil midir? Gol yapmasını beklediğimiz de haliyle aday adayıdır. Gönül hepsini Messi sanır, ama pası attığın kişi  bir anda Sabri oluverir. Klasik out olur. Ben ne dedim bu cevap nerden çıktı bakışı ile, o şahane pası filenin 5 metre üstüne yükseltip tribünlere  düşüşünü izleyen cimbomlunun bakışı birebir aynıdır. Futbolla aram çok iyi olmamasına rağmen bu bakışı biliyorum, çünkü çok fazla Galatasaraylı tanıyorum heheee.

Her neyse iç sesim ‘’ yok artık lebron jamesss.. ‘’ derken dış sesimden ‘’hımm oda güzelmiş farklı bir bakış açısı ‘’ cevabı çıktı.
Sonra da kendim başta olmak üzere hemcinslerimden tırstım. Ne düşünüp ne söylüyoruz biz allahım allahım.
‘’Çok duygusal biri değilsin galiba? dedim. 
‘’Yoo bilakis çok duygusal olduğumu söylerler'‘ dedi.
‘’Kimler bu söyleyenler’’ diye gayri ihtiyarı sordum. Biraz meraklı gibi oldum ilk buluşmadan ama olsun. İkinci buluşmanın olup olamayacağı buna bağlıydı. ‘’bizim takımdaki elemanlar’’ dedi.

Ama arkadaşım ya sizi bana parayla mı yolluyorlar, beni yıldırmak için eski sevgililerim bir örgüt kurdu da benim mi haberim yok acaba diye düşünüp bir yandan da; bu kadar absurt iki cevabı vermek de büyük başarı ister dedim kendi kendime ve ‘’ onlar söylediyse doğrudur tabi ‘’ deyip konuyu kapattım.

Oysa bir şansı daha vardı, anında cevap vermesini de beklememiştim halbuki. Sohbetin gidişinden kanaat bile kullanabilirdim ama erkek arkadaşları duygusalsın sen dediği için 35 yaşındaki bir adam kendini duygusal sanıyorsa, kurduğu cümlelerde en ufak bir zeka pırıltısı yoksa, o noktada susmak en iyi çözümdü. Çünkü belli ki sohbetlerimiz diyet yemekleri gibi tatsız tuzsuz olacaktı. Nedeni onun kötü olduğundan değil tabi ki, bizim iyi olamayacağımızdan.

Netice karşımdakinin EQ sü test sorularında çok hızlı intifa kaybedince, yükselmesi için bir  şeyler yapmam gerekti. Yol bitene kadar arabada ses olsun diye; biraz tv programları, biraz arabesk diziler konuştuk.

Eve gidince son bir saati unutmak için bir tek atıp yattım. Ama unutmamışım ki hepsini yazdım.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder